|
9
Temmuz 2006
Bu deniz bizi
seviyor: Sabah planı yapılırken Serdar kayıp feneri tekrar
aramayı önerdi. Ancak hava sertleşeceğe benzediğinden öğleden
sonraki çalışmayı yapıp yapamayacağımız belli değil, o yüzden
zaman kısıtlı. Ancak bu defa 2 ekip birlikte arayacak, şansımız
daha fazla... 1 saatlik bir kayıp, çok büyük bir kayıp olmaz
dedik. Planlar yapıldı. Neresi, nasıl taranacak... Fenerin
düşmüş olabileceği yere geldiğimizde rüzgar nedeni ile yapılan
planlar uygulanamadı ve Serdar kafasına göre bir yerde suya
atladı. Ali yine botun arkasında sörf yapacaktı; ancak daha suya
bile girmeden Serdar “BULDUUUM!” diye bağırdı. Anlaşılan Akdeniz
fenerimize ve Ali’nin uğurlu kemerine daha ihtiyacımız olduğunu
düşünmüş olacak ki bize geri verdi.
Hemen ardından yeni çalışma alanı belirlendi, ekipler botlarına
geçti ve çalışmalar başladı. Ana tekneden botlara geçildiğinde
her zaman unutulan şey yanımıza bir miktar para almaktır. O gün
– şanslı günümüz ya – bir miktar para almışız. Tam günün
ortasında, sıcak ortalığı kavuruken Ali, Billur ve Sylvia’nın
ekibinin karşısına enfes bir koyda serap gibi bir balık
lokantası çıktı. Yerin adı Horse Shoe Bay, yörede ayrıca İngiliz
Koyu olarak da biliniyor. Sahibi Yumurtalıklı Apo Aslan. Son
derece sempatik ve hoşsohbet bir bey. Eh! böyle şans insanın
karşısına her zaman çıkmıyor. Biz de diğer ekibin güneş altında
pişiyor olduğunu düşünmemeye çalışarak buz gibi birer biranın
keyfini çıkarttık. APO’ya sonsuz teşekkürler. Herhalde bu
kendisiyle son görüşmemiz olmayacak.
Hava öğleden sonra sertledi. Biz de Yeni limandaki yerimize geri
döndük. Akşam yemekten sonra bir gece önce çok kısa bir süre
için ziyaret edip hafizamıza kazınan Eski limana bu defa karadan
gittik. Ancak Dünya Kupası Final maçının oynandığı gece olduğu
için pub’larda müzik yerine maç yayını vardı. Üstelik de liman
kanalizasyon kokuyordu. Dedik ya! Bu deniz bizi seviyor, her
işte bir hayır varmış. O kokunun içinde uyumaktan kurtulmuşuz.
|
|
|
 |
|