| |
8
Temmuz 2006.
KKTC
Sahil Güvenlik Komutanlığından olur aldık; ancak sabah 5:00’da
hareket etmek için kalktığımızda bu defa da bizi sert rüzgar
karşıladı. Neyse ki hava saat 8 civarında çıkabilecek kadar
yumuşadı. İlk etapta Girne’nin batısında kalan bölümde
çalışacağız. Çalışacağımız bölgeye gelinde 2 ekibe ayrılıyoruz.
Meltem, Serdar ve Ekin bir ekip; Ali, Billur ve Sylvia diğer
ekip. Aslında amaç Akdeniz Foku ancak buraya kadar gelip de bu
kadar geniş bir alanı tarayacağımız için sadece fok ile sınırlı
kalmak istemiyoruz. Öncelikle fokların yaşamasına uygun
mağaralar belirlenecek. Uygun mağaralara kızılötesi
algılayıcılar yerleştirilecek. Bunun yanında biyolojik
çeşitlilik açısından önemli alanları da belirlemeye çalışacağız.
Bu iş için basit, zaman almayan yöntemler seçtik. “FISH INDEX”
dediğimiz doğrudan sayım yöntemi ile balık bolluğuna bakıyoruz.
Bunun dşında belirli aralıklarla seçilen istasyonlarda 5 X 5
metrelik kuadratlarda görebildiğimiz tüm alglerden örnek
alıyoruz. Toplanan örneklerle tüm istasyonları kapsayacak
şekilde herbaryum çalışması yapılıyor. Yine seçilen
istasyonlarda baskının göstergesi olması bakımından deniz
kestanesi deneyi yapıyoruz. Bulduğumuz kestaneleri ters
çeviriyoruz ve eski pozisyonlarına dönene kadar geçen süre
kestanelerin ve dolayısı ile yaşadıkları bölgenin ne kadar
sağlıklı olduğunun göstergesi. Ayrıca taradığımız alan içinde
gördüğümüz tüm insan faaliyetlerinin de kaydını tutuyoruz. İlk
bakışta dikkatimizi çeken balığın azlığına karşılık
zıpkıncıların çokluğu.
Bir de deniz çayırları ile ilgili çalışmamız var. Tüm KKTC
sahilinde seçtiğimiz 6 noktada çayır kaç metre derine kadar
dağılıyor, yapraklar ve filizler ne sıklıkta... buna benzer
çayırı ne derece sağlıklı olduğuna işaret edebilecek bir seri
parametreyi ölçmek için dalışlar yapıyoruz. Bizim için kritik
olan derinliklerden topladığımız filizleri Türkiye’ye döndüğüzde
laboratuvarımızda analiz edip, yıllık büyüme hızlarını
hesaplayıp, Kıbrıs boğazının diğer tarafındaki Anamur
sahilindekilerle karşılaştıracağız.
Bizi bilimsel olarak meraklandıran diğer bir konu da su
sıcaklığı ile deniz çayırlarının dağılımı arasındaki ilişki. O
nedenle çayır ölçümü yaptığımız noktalara sıcaklık ölçerler
yerleştireceğiz. Bu aletler bir yıl boyunca bulunduğu derinlikte
sıcaklık değişimlerini 20’şer dakika ara ile ölçerek hafızasına
kaydecek. Kıbrıs çok geniş ve sağlıklı deniz çayırlarına sahip.
Oysa ki hemen karşı kıyı olan Mersin sahilinde bu tür hiç
bulunmuyor.
Günlük çalışılacak alan seçildikten sonra 2 ekip, çalışılacak
bölgenin 2 ayrı ucundan birbirlerine doğru kıyıyı taramaya
başlıyorlar. Genellikle 2 kişi suda bir kişi botta oluyor.
Sudakiler çalışmaları yapıp tuttukları notları bota veriyorlar.
Botun görevi aslında en zor. Çünkü sürekli güneş altında kalıyor,
botu idare ederek sudakileri kolluyor ve tüm tutulan verilerin
düzgün olarak kayda geçirilmesini sağlıyor. Botta ve suda görev
alanların gün içinde dönüşümlü olarak değişmesi gerekiyor.
Böylelikle botta kalan güneşten pişmemiş oluyor. Ancak; eğer
işinizi iyi yaparsanız bu düzen değişiyor. Billur, her zamanki
disiplinli çalışmasıyla hepimizden çok daha iyi kayıt tutuyor.
Ayrıca en dikkatlimiz de o. Bu nedenle de sürekli botta kalan da
o. Sadece çok sıcak hissettiği zaman suya girmesine izin var. Bu
durumdan en karlı çıkan da Ali. O hep suda...
İki ekip buluştuklarında iş bitmiş oluyor. Aramızda bir de “en
iyi mağarayı hangi ekip bulacak” rekabeti var tabii. Eh hele bir
de fok gören ekip olursa... O nedenle ekipler karşılaştığında
hemen ilk sorulan “kaç mağara buldunuz?” oluyor. Sonra hep
beraber Lamas teknesine dönüyoruz. Bugün neredeyse 2.5 saat
aralıksız yüzdüğümüz için hepimiz tekneye kurtlar gibi aç
döndük. Tekneye geldiğimizde Tahir Kaptan ve yeğeni Ahmet Kaptan
bize yemek hazırlamış, menüde ise türlü ve şehriyeli pilav
var...
Yemekten sonra 1 saat istirahat hakkımız var. Sonra tekrar
başlıyoruz. Bugün gelirken yediğimiz sert havanın tam tersine
deniz çok sakin. O nedenle öğleden sonra çalışmasının ardından
bir de akşamüstü çalışması yapalım dedik. Yeni çalışma alanımıza
geldiğimizde Ali’nin uğurlu dalış kemeri ile ona bağlı dalış
feneri ve daha hiç öttürmek nasip olmayan işaret düdüğünün
kaybolduğunu farkettik. Sylvia ve Billur cinayet masası
dedektiflerini aratmayan bir profesyonellikle aletlerin nerede
düşmüş olabileceğinin analizini yaptılar. “Tam şuradan geçerken
bot şahlanmıştı... tam şurada bir karabatak görmüştük... şurada
yüzen adam vardı....”. Koca denizde umutsuzca fenerin düşmüş
olabileceği bölgeyi taramaya başladık. Tabii bu işten karlı
çıkan yine Ali oldu; çünkü daha çok alan taramayı bahane edip
zodiac botun arkasına bağlanan ipe tutunup bir aşağı bir yukarı
sörf yaptı. Tabii sonuç yok. Ancak arama işini uzattığımızdan
diğer ekip olanlardan habersiz merak içinde denizin ortasında aç
bi ilaç beklemek zorunda kaldı. Bu arada da akşam yemeği için
plan yaptı. PATATES KIZARTMASI ve BİRA... |
|
|
|