Sabah yine aynı saatte kalkıp kahvaltıdan sonra suya girdik.
Ancak rüzgar olmamasına karşın ölü dalga var. Bu da kıyıya
yaklaşıp mağaraları bulabilmemizi zorlaştırıyor. Diğer taraftan
burası en önemli alanlardan biri. O yüzden çalışmayı kesip
Karpaz burnuna doğru yolumuza dvam ediyoruz. Hava öğleden önce
iyice sakinleşince tekrar suya girdik. Burna yaklaştıkca sahil
de tenhalaşıyor. Her koyda gördüğümüz piknikçilere, her taşın
başındaki olta balıkçılarına ve zıpkıncılara daha az rastlar
olduk. Deniz kestaneleri Girne civarında dakikanın üstünde bir
sürede takla atarken burada süre 1 dakikanın altında. Fish index
sonuçları da şu ana kadar elde edilen en yüksek değere ulaştı.
20 metrelik hat boyunca 17 tür balık görüldü. Ancak, en önemli
yerleri atlamış olmakla beraber henüz üreme için uygun bir
mağara bulabilmiş değiliz. Bulduğumuz bir iki mağarada anlaşılan
yöre halkı tarafından biliniyor. Hele bir tanesinin üstünden bir
grup çocuk – biraz da fotoğraflarını çektiğimizi farkedip –
denize atlıyordu. Bu şartlarda o mağaranın fok tarafından
kullanılabilmesi pek mümkün görünmüyor.
Karpaz burnundan
hemen önce kıyı küçük adacıklarla bezeniyor. Burası şimdiye
kadar taradığımız alanlar içinde en büyüleyici olanı. Kıyı da
tepeli karabataklar, yeni yeni uçmaya başladığı anlaşılan
elmabaş palazı, küçük beyaz balıkçıl, bol bol güvercin ve tabii
Kıbrıs eşekleri güzelliğe güzellik katıyor.
Öğleden sonra
çalışmasında 2 ekip de 2 yeni mağara bulmuş. İkisi de üreme
mağarası değil ama dinlenme mağarası olarak çok uygun. Dönüşte
bu mağaralara izleyicilerimizden yerleştirmeye karar veriyoruz;
tabii TÜBİTAK o tarihe kadar avansımızı hesabımıza yatırırsa...
Güneş batarken
Karpaz burnunu dönüp Apostolos Andreas kilisesinin önünde
demir attık. Tahir kaptan sefere başladığımız günden beri bu
koya gelip kilisenin papazı ile tanışmanın hayalini kuruyordu. O
yüzden Lamas’ı sağlama aldıktan sonra ilk iş papazı ziyaret
oldu. Ancak papaz efendiyi 5 dakika ile kaçırdı. Kiliseyi
kapatmak üzere olan rahibe – sağolsun – izin verdi ve böylece
kilisenin içini görebilen Tahir kaptanımız muradına biraz olsun
erdi.
Fish - index "balık çeşitliliği
Karpaz'a yaklaştıkça artıyor
Kestane
deneyi
Tahir kaptan kilisede
Hani derler ya!
İşini iyi yaparsan işin, kötü yaparsan maaşın artar diye...
bizde de o hesap. Kebapçiçeği ile ün kazanan Slovenyalı ahçımız
Petra bu gece gulaş pişirecek. Bir grup papaza giderken o
teknede kaldı ve yemek hazırlıklarına koyuldu. Yemek tam enfes
kokular salarak hazır olduğunda her nasıl oldu ise kullandığı
tuz kabının kapağı açıldı ve tüm tuz yemeğe boca oldu. Enfes
kokusu ile iştahımızı kabartan yemeğin gittiğine mi üzülürsün,
yoksa gözleri dolup ağlamaklı olan arkadaşımızın üzülmesine
mi... Ancak hemen planlar yapıldı. Yemek ilki kadar lezzetli
olmasa da tekrar yenebilecek hale getirildi.
Karpaz burnunda elektrik yok. O
yüzden gece olunca sahilden hiç ışık gelmiyor. Bu da yıldızları
tüm görkemiyle izlememize yarıyor. Gece herkes uyku tulumlarına
çekildiğinde uzaklardan bir Kıbrıs eşeğinin gece serenatı
başlıyor. İşte tam hayalini kurduğumuz Karpaz gecesi... Derken
başka bir eşek daha yakından seranata katılıyor.. onu daha
yakındaki ve serenat koroya, koro da yaygaraya dönüşüyor... ama
ne yaygara ... hemen ardından çoktan uyku sessizliği çökmüş
Lamas’ta bir kahkaha tufanı kopuyor. Demek kimsenin uyuduğu yok,
herkes Karpaz gecesinin tadını çıkartıyor...