17 Temmuz 2006Sabah yine güneşten önce kalkıldı. Dün gece dökülen ağlara sadece 4 tane balık yakalanmış. En büyüğü sadece 5 cm’lik bir kardinal balığı, Apogon imberbis. Enstitüdeki müzemizde eksik olan bir balık olduğu için yine de şanslı sayılırız. 

Sabah ekipler yine botlara atlayıp ayrıldı. Meltem, Ekin, Serdar ve Sylvia’nın ekibini (MESS) ilk başlangıç noktasında elinde Kaleşnikof’lu bir adam karşılıyor. Serdar hemen ekibi sudan çıkartıp oradan uzaklaştırdı. Öğle molasında tüm ekipler Lamas’ta toplandığında hikayeler yazılmaya başladı. Kimisi yakınlarda PKK kampı olduğunu düşündü, kimisi insan kaçakçısı

Apogon imberbis

 

Ali, Billur ve Petra’nın ekibi (PAB) ise Tatlısu limanına girdiklerinde 4 tane balıkçı ile karşılaştı. Balıkçılar 3 hafta önce bir fok gördüğünü söylüyor. Tarif ettikleri yer dün gece tanıştığımız balıkçının fok ile karşılaştığı yer. Kendilerine verdiğimiz broşürlere bakarak erkek olduğunu tahmin ettiler. Ayrıca daha doğuda bir noktada da sıksık fok görüldüğünü söylediler. Balıkçılardan biri dalgıçmış, ve geniş ağızlı bir mağaradan bahsetti. 

Öğle yemekleri hafif olsun diye genellikle makarna yapılıyor. Ancak bu defa menü değişik, artık bozulmaya yüz tutmuş patlıcanlar kızarmış, yanına patates ilave olmuş, sarmısaklı yoğurt ve harika bir kızartma sosu. Yanına hellim peynir ve karpuz.  

Öğle arasından sonra çalışılan bölgede ekipler buluştuğunda kafasından yara almış bir kaplumbağa bulduk. Mevcut şartlarla yaranın iyileşmesini umarak uzaktan izlemekten başka yapabileceğimiz birşey yok.

 

Bugün ilk mağara bulunuyor. Mağara yazın sürekli esen Lodos’a kapalı. İçeride bir sürü güvercin ve içinde 2 yumurta bulunan bir de yuva var. Daha girişte kendini belli eden kesif koku 1 gece önce fokun burada yatmış olabileceğine işaret. Fok etrafımızda dolanıyor ama biz bir türlü göremiyoruz.

 

Akşam çalışmanın bitmesinin ardından Tatlısu mevkiinde bir koya demirledik. Hemen yanımızdaki koyda da bir çay bahçesi var. Alışverişlerde yardımı olur diye yanımıza aldığımız Meltem’in bisikletini de bota yükleyip kıyıya çıkıyoruz.

Son dilimleri de öğle yemeğinde bitirdiğimizden ne yapıp edip ekmek bulmamız gerek. 20 dakikalık bir yürüyüşün ardından çaybahçesine vardığımızda herkesi sevindiren şey duşlar oldu. Ancak ekmek yok. 3 km uzakta bir köyde bir market olduğunu öğreniyoruz. Ali bisikletle köyün yolunu tutuyor.

Geri kalanlar doğruca duşalar. Aslında böyle bir mucizeyi kimse beklemediği için şampuan yerine çay bahçesinin tuvaletinde buldukları sıvı sabunu kullanıyorlar.

Birkaç gün önce bilek güreşinde yenişemeyen Sylvia ve Meltem bu defa başka bir dalda yarışmaya tutuşuyorlar. Bu defa amaç çocuk parkındaki demirlerde sallanmak. Ancak yine galip yok.  
     

Ali köyden döndüğünde kan ter içinde ve çay bahçesindeki adama küfürler yağdırıyor. Yol 3 km’den çok daha fazla olduğu gibi, üstelik de dik yokuşmuş. Neyse! Allahtan yolda keklil, üveyik, turaç sürüleri görmüş ve ekmek bulabilmiş. Yoksa o sinirle teknede çatacak yer arardı J. Yine de o ekmek peşindeyken tatlısu ile duş alanlara bir hainlik planladı. Ekibin Lamas’a dönmek için kıyıda bıraktığı botu Lamas’a geri getirdi. Böylece hesabına göre hepsi tekneye yüzerek dönmek zorunda kalacak ve aldıkları duş boşa gidecekti. Önce ekip tekrar tuzlanmaktansa kıyıda uyumaya razı oldu. Ancak sonra Ekin her zaman ki centilmenliği ile tekneye kadar tek başına yüzüp botu aldı.

 
   
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _  _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _

2006 Temmuz   5   6   7   8   9  10   11   12   13  14   15   16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30   31  Agustos  1   2   3