13 Temmuz 2006

FOOK FOOOK FOOOK, Tahir abi foook.: Üzerine abordo olduğumuz sahil güvenlik teknesi sabah erkenden Erenköy’e kumanya götüreceğinden kalkacakmış. Biz de fırsat bu fırsat erken kalkıp yola koyulduk. Billur teknenin tepesinde gözcülük yaparken 6:40’da hemen teknenin yanında bir fok gördü. Fok görülünce herkesin bir görevi var. Foku gören Tahir kaptanın yol kesmesini sağlayıp fok ile göz kontağını kesmiyor. Meltem, hemen saati ve GPS koordinatları kaydediyor. Ali ve Serdar fotoğraf/video çekmeye çalışıyor. Ekibin geri kalanı da fokun cinsiyetini ve yaşını tanımlayabileceğimiz özellikleri görmek üzere foku inceliyor. Ancak bu defa sabah erken olmasına rağmen dalgalı ve foku izleyebilmek o kadar kolay değil, tanımlamada kullanabileceğimiz foto çekemiyoruz.

   

FOOK FOOOK FOOOK...

Meltem ve Billur mecara filmlerini aratmayacak rüyalar görüyor. Dün gece Meltem rüyasında Beyaz balina bulmuş, foku göreceğimize yormuştu. Billur’un ise kullandığı botun altı yarılmış. Sefere yarım kalacak diye korkarken bir sürü sponsör çıkmış ortaya ve sadece botun tamiri değil eksik olan GPS’imizi alıp bozuk kompresörümüzü tamir ettirecek, hatta LAMAS’ın makinasını yenileyip artık miyadını dolduran dalış malzemelerimizi bile yenilemişler. Rüya da fok görmek bereket getirir derler... demek tersi de doğruymuş.

Bugün en çok fok görülen yerlerden biri olan Yeşilırmak sahili taranacak. Bu sahilde fok olabilecek yerler sınır bölgesinde. Yedidalga Sahil Güvenlik komutanı İçişleri Bakanlığından aldığımız izine binaen sınırdakı karakolu arayıp teknenin adını, eşkalını bildirdi ve “Aman topa tutmayasınız” diye de hatırlatma yaptı. Biz yine de huzursuzluk vermemek için tampon bölgeye tekneyle girmedik. Serdar Ali’yi kıyıya bıraktı. Ali yüzerek sınıra kadar olan bölgeyi taradı. Ancak sonuç umulduğu gibi değil. Sadece bir mağara var. O da hava dalgalı olduğu için girilebilecek gibi değil. 

Herkes tekrar buluştuğunda diğerlerinin de sonuçlarının aynı olduğu anlaşıldı. Ancak bu arada Serdar değişik bir müren buluyor. Hep birlikte tekrar bakmaya gittiğimizde yolda bir de antik taş çapa bulduk. Kıbrıs Roma döneminde işlek bir liman olduğu için pek de sürpriz değil ama yine de XXX yıl önce gemicilerin o taşı kullanmış olması heyecan verici.

 

 

Şu makineyi bir yenilesek dalga mı dinleriz...

 
       

 
       

Bu arada Erenköy’e yük taşıyan askeri gemi hava nedeni ile gidemeden geri dönüyor ve rüzgarın daha da sertleşeceğini haber veriyor. Bu durumda istikamet Yedidalga limanı. Gerçekten de rüzgar iyice sertliyor.

 Limanlarda teknenin ziyaretcisi çok olduğundan çalışmak pek mümkün olmuyor. O nedenle limana girer girmez Ali ve Serdar bilgisayarları kapıp 8 km ötedeki Gemikonağı kasabasına gitmek için ayrıldılar. Yarı yola kadar bir araba onları aldı ve KARABETÇA restaurantın tam önünde indirdi. “Eğer araba bizi almamış olsaydı hala yürüyorduk ve buraya en az 45 dakika sonra ulaşacaktık.

 

O zaman şurada biraz mola verirsek vakit kaybı sayılmaz” diyerek deniz kenarındaki bu hoş yere oturdular. Yer o kadar hoştu ki orada oturup çalışmaya karar verdiler.

İşletmecileri Karabetça ailesi. Önce Aydın hanımla tanıştık. İşletmenin önündeki plajda ayrıca çocuklara yüzme dersi de veriyormuş. Ancak o gün deniz fırtınalı olduğu için kursu iptal etmiş. Bize ilk fokla karşılaşmasını anlattı. Gözümüzde bir denizkızı canlandı. Resmini çekmek için izin istediğimiz de önce kabul etmedi. Sonra bizi kırmadı.

Ardından ağabeyi Mahmut Boğaçhan Karabetça ile tanıştık. Foklarla ilgili çalıştığımızı duyunca şaka yollu “görürsem vuracağım sizin foklarınızı” diye bize takıldı. Bölgede 4 tane fok yaşadığını, ancak bize yerlerini söylemeyeceğini, çünkü foklara çok kızgın olduğunu söyledi. Yakın bir zamanda yepyeni ağları foklar tarafından param parça edilmiş. Onun üzerine Çevre Dairesini aramış. Gelip ağların fotoğraflarını çekip zararını telafi edeceklerini söylemişler, ancak arkasından ses seda çıkmamış. O da kızmış, tüfeğini kapıp denize çıkmış. Fokun birini bulmuş, tüfeğini doğrultmuş... “Ama o gözleri görünce kıyamadım, git cezanı başkasından bul dedim. İndirdim silahı” diyor. 

Mahmut Kaptan deniz kuvvetlerinde 23 yıl sivil kaptan olarak hizmet verdikten sonra ayrılmış. Babayiğit bir adam. Sert görünüşünün ardında yumuşak bir yüreği olduğu belli. Eminiz ki Yeşilırmak’taki fokları herkesten çok o koruyacaktır.

   
       

   

Mahmut Kaptan ağları foka nasıl kaptırdığını anlatıyor

   
       

   

Yedidalga'nın deniz kızı

Sylvia ilk geldiği gün yemek yapması gerektiğini kendisine söylediğimiz anda önce biraz paniğe kapılmış, sonra annesine e.mail yazıp tarif almıştı. Bu akşam sıra onda... Menü Filipin usulü meyveli tavuk. İstediği malzemeleri bulamadığımız için yemek pek muhteşem olmadı. Ama Ekin ile mutfakta harcadıkları emek takdire şayandı...  

   
           
  _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _  _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _

2006 Temmuz   5   6   7   8   9  10   11   12   13  14   15   16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30   31  Agustos  1   2   3